Sevgili Ruknettin,
İnsan, koskoca yeryüzünde minicik bir nokta kadar yer kapladığını ancak başına gelen büyük işler/olaylar neticesinde anlıyor. Bekir Develi’nin de dediği gibi rutin rahmettir. Rutinin kıymetini bilmek ise elzemdir. Bazen yazmak öyle zor geliyor ki. Yazmaya bile mecalim olmuyor. Öyle zamanlarda diyorum ki “Allah’ım, zihnimde söyleyecek tek bir kelime bile kalmayana kadar yazıya dök sözcüklerimi.” Burası dünya, buraya imtihan olmaya geldik evet ve yaşamak öyle ağır bir yük ki, nefes almayı kendine bir yük gibi görene. Bunca insan nasıl bu kadar neşeli, yüzlerindeki uzun süreli mutluluğu nasıl muhafaza ediyorlar, düşünmeden edemiyorum. Bana her şey öylesine ağır gelirken, nefesimi yetiremezken ciğerlerime, insanlara tahammülüm gitgide azalırken... Sanki bulunduğum mekanların içinde o an bulunmuyor gibiyim. Hani ruhum başka yerde derler ya tam olarak öyle işte. Ben, kendimi izliyormuşum gibi bir köşeden sanki. Tam olarak öyle hissediyorum. Bir gün son kez nefes alıp verdiğimde mi bitecek bu telaş yahut asıl o zaman mı başlayacak telaş silsilesi, bilmiyorum. Ama yaşamak ziyadesiyle ağır bir yük gibi geliyor. Bu yükü alsalar benden bir nebze rahatlarım sanki. Şu sıralar ruhumun kalıbına sığmayışı, içimi daralta daralta çıkmak istemesi hakim bende. Bilmiyorum geçer mi, geçerse ne zaman geçer. Ama sıklıkla İsmet Özel’in şu şiiri geliyor aklıma. İçten içe sürekli cümlelerini tekrarladığım;
“Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana Yarabbi,
Taşınacak suyu göster, kırılacak odunu,
Kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde,
Bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
tütmesi gereken ocak nerde?”🌾
Çayyaş Pollyanna

