BİR DOĞUMUN SANCILARI VE KAYIPLAR
Sahi günlük hayatta, herhangi bir sohbet esnasında, hemen hemen herkesin cümlelerinin arasına bir şekilde iliştiriverdiği adalet kelimesi ne anlam ifade eder bizim için. Bir duygu mudur yoksa bir eylem sonucunda meydana gelen kaçınılmaz son mudur adalet bizim için? Adalet, bir duygu değildir. Bir davranış biçimi olarak adaletli olmaktan bahsederiz çoğu zaman. Bu davranış biçiminin sağlanabilmesi, ortaya çıkabilmesi için çeşitli aşamalardan geçmesi gerekir.
Sevgi, derinliklerinden merhameti, merhamet vicdanı, vicdan ise en nihayetinde adaleti mi doğurur? Ey insan! Adalet kanunlardan doğar mı ki? Bir insan, kanundan mı doğurur adaleti? Doğurduğu adaleti kanlı kanlı ellerine mi verir sanığın/şüphelinin işlediği suça mukabil olarak. Kim doğurtur adaleti, emekçisi kimdir bu muazzam doğumun?
Bu sorunun cevabını mesleğimin üçüncü yılına girmeme müteakip bildiğimi düşünmekteyim. Taze mezun diye bir tabir vardır. Genellikle bir okuldan, bir eğitim yuvasından başarı ile bulunduğu aşamayı tamamlayarak okulunu henüz bitirenler için kullanılan bir tabirdir. Gençler, hatta bazen genç sayılabilecek yaş aralığında olmayanların da taze mezun olarak adlandırıldığını görürüz, duyarız. Büyük ideallere sahip olarak, çeşitli hedefleri kendilerine rota edinerek bir yola baş koyar bu insanlar çoğu zaman. İşte adalete dair her kademeden bu işin eğitimini alan yahut alaylı olarak bu yolda gurur ile hizmet sağlayan, adaletin durmaksızın sağlanmasında emeği olan herkes adalet yolunda alınan çeşitli başarılardan pay almalı, takdir edilmeli. Edilmeli ki daha büyük bir gurur, istek ve heves ile sarılmalı bulunduğu konuma, adaletin tecelli etmesine dört bir yandan sarmalı bu kavramın etrafını.
Hayatımız boyunca hukukun, kanunların uygulanışında her zaman hakim ve mahkeme salonlarına ait figürler, resimler, fotoğraflar gözlerimizin önüne geldi. Bize; toplumda, televizyon ekranlarında dayatılan daha doğrusu aktarılan buydu belki de. Geride kalan kocaman bir adalet ordusu olduğunu görmedik, bilmedik çoğu zaman. İnsan bir kurumun içerisine girdiğinde, o kurumun mensubu olduğunda daha da iyi anlıyor ve birtakım hususları daha iyi gözlemliyor.
Adaletin doğumunu; tıpkı bir bebeğin doğum aşamasına kadar gelen anne karnındaki sürece benzetebiliriz. Bu süreçte bebek; zigot, embriyo, fetüs gibi oluşum evrelerini sağlıkla tamamladıktan sonra bebeğin doğumu gerçekleşir. Bu oluşumlarda bebek anne karnındaki biyolojik yapının içerisinde büyümesini tamamlar. Tek başına bu büyümeyi, doğuma kadar olan evreyi gerçekleştiremeyeceği için bebeğin bir anneye ihtiyacı vardır. Yukarıdaki satırlarda da bahsi geçen, bu işin eğitimini almış yahut alaylı olarak yetişen adalet emekçilerinden, adaletin bu dünyadaki sağlayıcılarından; başsavcı, savcı, hakim, katip, mübaşir ve nicesi… Hepsi bir bütün halinde taşın altına elini koyduğu zaman adalet doğar. Bu doğumda da; anayasa, çeşitli kanunlar, bazen ise karar vericinin takdir yetkisine başvurulan bir süreç vardır.
Bu doğum çoğunlukla sancılıdır, aslında bilirsiniz ki her doğumda biraz sancı olur. Bazısında az, bazısında nispeten fazla. Yüzü soğuk ve mermer döşeli koridorlarda bekleyen 2 jandarmanın/polisin, kollarına girdiği, suç şüphesi ile adliyeye getirilen şahsın gözlerindeki belirsizlikte, içindeki ince sızı ve korkuda, eğer üzerine atılı suçu işledi ise sıfatı şüpheli olan şahsın içerisindeki ince sızının getirdiği pişmanlıkta, kararı ile bir insanın geri kalan ömrünü etkileyecek Cumhuriyet Savcısının yahut bir duruşma salonunda karşısına getirilen şahsın mahkumiyetine veya hürriyetine tekrar kavuşmasına karar verecek olan hakimin zihin kıvrımlarında ararız bu doğumun sancısını çoğu zaman. Bu sancıyı en çok kim çeker, çekilen sancının bıraktığı yük en fazla kimin omuzlarına binmiştir, burası biraz muammadır. Herkes kendi sancısını, kendi yükünü en ağır sanacaktır. Bu insan olmanın beraberinde getirdiği, fıtrattan ileri gelen bir şeydir belki de.
Adalet; doğar, yaşar ve belki de bazen doğumu esnasında adaletin ebesi -bu muazzam olayın meydana gelişindeki başrol- kayıp gider öylece ellerimizin arasından. Bu uğurda meydana gelen ölüm ve üzücü sonlar bizi her ne kadar derin bir kalp kırıklığına mahkum etse de esas suçlunun mahkumiyet alabilmesi için Peygamberin deyimi ile bir bedende geriye kalan organların her zaman sımsıkı tutunarak, geride kalan parçalar ile tekrar bir bütün olabilmeyi, yarım kalan adaletin sağlayıcısı olabilmeyi bilmesi lazımdır. Giden; adaleti onca kanunun arasından sancılı da olsa doğurtmayı isterdi. Bize kalan ise aramızdan eksilenlerin, fani ve sonlu evrende adaleti sağlayan insanların ömründen artakalan parçalar ile adaletin tamamlayıcılarına sımsıkı sarılmaktır. Dua etmek, güzel anmak, bu yolda canından geçen lakin inandığı değerlerden ödün vermeyen insanların ismini unutmamak, unutturmamaktır belki de bize bir diğer kalan da. Çeşitli değerlere sahip çıkarken; kalem kelimeleri kağıda damlatırken, o kelimeleri yazan kalemin bile bu uğurda içerlediği şeyler olduğunu unutmamalı insan. Sahi kalemin kağıda damlattıkları demişken, klavyenin ekrana geçirdikleri, ekrandakilerin çıktı alınarak dosyalanışı, dosyaların düzenlenerek bir yerde toparlanışı…Tüm bunlar iç içe geçen halkalardan meydana gelen bir zincir iken halkalardan birinin –halkaların bu zincirdeki payını ayırt etmeksizin- eksilişinin bu zincirin ayarını bozmayacağını düşünmek doğru olmaz.
En güçlü bağ sevgi ile kurulandır. Yukarıda bahsi geçen zincirin halkalarında ise hem gerçekleştirdiği iş hem de kendi aralarında bu işten ötürü meydana gelen bağ sevgiyi de beraberinde getirmektedir. Sevgi ise kendi çatısı altında topladığı insanları aile yapar bir nebze. Aileden eksilen her birey diğerlerinin derinden yaralanmasına sebep olur. Olur fakat gerçek bir aile, aile olmaya devam etmekten, aile bireyleri gerekli yükümlülükleri ellerinden geldiğince yerine getirmekten hiç vazgeçmez. Ailede meydana gelen kayıplar her zaman akıllarda bir iz, bir yol, bir model olarak yaşar. Bizim bu ailemizde de Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz, Şehit Hakim Onur Alan, Şehit Cumhuriyet Savcısı Mustafa Alper, Şehit Cumhuriyet Savcısı Murat Uzun, Şehit Mübaşir Musa Can ve ismi zihnimizde kazılı olmayan ama acılarını can-ı gönülden paylaştığımız tüm şehitlerimizin ruhu şad, mekanı cennet olsun. Gönül bağımız daim olsun.
Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim KİRAZ anısına...
