Sonbahar.. bizim mevsimimiz olsun mu Ruknettin. Bu insanların arasından sıyrıldığımız, onlar ve biz ayrımına vardığımız.. Ya da yetişemezsin belki ha. Kış da olur veya ilkbahar. Ne dersin? Kalbin ısınır belki bir ilkbahar gününe kadar. Atarsın kalbindeki soğuğu, kiri, pası, hüznü ve hasreti. Kıvrılıp gelirsin Anadolunun bağrından bir yerden, ya da kıyı şeridinde yer alan bir güzel vatan toprağından.  Gelir misin sahiden? Olduğun yer ayaz mıdır şimdi. Ya da hâlâ yazdan kalma bir günü mü yaşıyor senin şehrin. Eminim kasvetlidir ama.  Tıpkı kerahat vakti o içini kaplayan simsiyah bunalım hali gibi.. İşte o an, o bunalım halini yaşadığın an anlıyorsun Ruknettin. Miniciksin bu dünyada. Ne yapabilirsin ki. El Kadir isminin sahibi ne isterse olur. Onun, senin için dilemediğini sen ne kadar çırpınırsan çırpın kazada parçalanmış ve bir bölümünden su alan gemi misali ancak batırırsın. Her insanın, kabuğunun kaldırılmasını beklediği bir ya da birden fazla yarası vardır çünkü. Bir düşünsene, hatırlamıyor musun? Senin de yaraların vardı Ruknettin, düşmüştün sende ağaçlıklı bir yolda canını yakacak derecede sivri ve kalın güz yapraklarının, beklemekten katılaşmış bir zamanlar renkli olan ağaç dallarının olduğu bir kurak toprağın üstüne. Batmıştı dizlerine bu parçacıklar. Ayağa kalkıp etrafına baktığında ne bir yoldaş vardı yolunda ne de bir elini tutacak sıradan bir insan. İnsan bir kere unutursa yolunu gözlediği şeyi veya kişiyi kadere yüklediği sıfatlar değişir ve başka bir şey olur o. Akil baliğ oldum olalı kimseciklere güvenmemeyi öğrendim Ruknettin. Bir yerde okumuştum; " İki ayak üstünde yürüyen herkesi düşman bileceksin. Dört ayak üstünde yürüyen veya kanatları olan herkesi dost bileceksin. " yazıyordu. Lakin ne iyi niyetimden taviz veriyordum ne de insanlara güvenebiliyordum. Saçma belki ama bir Yin Yang'a sıkışmış gibiyim. Zıtlıklar, içinde dengeyi de muhafaza eder. Ve sen Ruknettin belki de benim hem eş hem de en zıt yanımsın. Ellerin nasırlaşmaya yüz tutmuştur senin, o eller kalem tutar, kitap tutar, dalından kopartılmış, canına kıyılmış menekşeler tutar, silah tutar belki de. Ama en çok kitap tutmalı. Herkes için fedalarlık yaparsın ama en çok da kendine eksik kalırsın sen. Bir insanda hayran olduğun şeylerin başında önce ahlakı sonra da ahlakla harmanlanmış bir hayal dünyası gelir. Parçalara bölünmüş bir kiviyi, çekirdeklerinin yoğunlaştığı ve azaldığı kısımlara bakıp bir tavus kuşuna benzeten birine hayran olmuşsundur belki. Ya da kendini dünyaya kapatan ve medreselerden beri gelmeyen yeşillerle bezenmiş bir şehrin insanına... Neye veya kime hayran olursun bilmiyorum. Bildiğim veya tahmin ettiğim şey, sen güldüğünde kızgın çöller serinliğe kavuşur, tuzlu deniz havası yayılır Akdeniz kıyısından tüm dünyaya. Bu tüm insanlığa değil yalnızca banadır. Sen hep gül.

https://youtu.be/fy8Qm0BKQwY

Popüler Yayınlar